All for Joomla All for Webmasters

SÛZENÎ-Yİ SEMERKANDÎ (Ö. 569/1173)

 Özellikle hiciv içerikli şiirleriyle bilinen İranlı şair. Tezkirelerin önemli bir kısmında adı, nesebi ve mahlasıyla daha çok “Şemsuddîn tâcu’ş-şuarâ, Muhammed b. Alî-yi Sûzenî” şeklinde anılan Sûzenî-yi Semerkandî’nin adı bazı tezkirelerde “Mesûd b. Alî b. Süleymân” şeklinde de geçer. “Tâcu’ş-şuarâ” lakabıyla da bilinen, “Sûzenî” mahlasıyla şiir yazan şair, 482/1089 yılında dünyaya gelmiştir. Doğum yeri bazı kaynaklarda Semerkant yakınlarındaki Nesef (Nahşeb), bazılarında da Semerkand’ın Kelâş köyüdür. Bazı kaynaklarda “Emlahu’ş-şuara”, “Fahreddîn Ebubekr-i Sûzenî” olarak da kendisinden söz edilen şairin adı şiirlerinde “Ebubekr”, “Muhammed” ve “Ömer” şekillerinde görülmektedir. Bizzat kendisi Selmân-i Fârîsî’nin soyundan geldiğini söyler ve bazı şiirlerinde “Selmânî” imzasını da kullanır. Suzenî, gençliğinin ilk yıllarında öğrenimini sürdürmek için Buhara’ya gitmiş, Muhammed-i Avfî’nin, Lubâbu’l-elbâb’ındaki efsanevî hikayeye göre; orada bir medresede öğrenim görürken bir iğne ustasının öğrencisine gönül kaptırmış, bu vesileyle bu sanatı da öğrenmiş, şiddetli aşkı onu şairliğe sürüklemiştir. Ancak şair olan ve “Mesûdî” mahlasıyla şiir yazan babasının şiire olan ilgisinden; şairliğinin babasından miras kaldığı ve şair olmasında onun da etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Gençliğini mutluluk ve huzur içerisinde geçirmiş olan Sûzenî, daha sonraları dönemin önemli bilim ve edebiyat merkezi Semerkand’a gitmiş ve orada önemli kişiliklerin makamlarına erişerek onları öven şiirler de yazmıştır. Hayatının son yıllarında yoksulluk ve çaresizlikler içerisinde kalan Sûzenî, bu durumunu şiirlerine de yansıtmıştır. Yine şiirlerinden; Arapça’yı ileri düzeyde bildiği ve Türkçe’sinin de iyi olduğu anlaşılmaktadır. O aynı zamanda Fars şiirine Türkçe kelimeleri sokan şairler asında da yer almaktadır. Daha çok bir hiciv ve eleştiri şairi olarak bilinen Sûzenî-yi Semerkandî’nin şiirlerinde yer verdiği konular arasında Hıristiyanlık ve Mani inanışı hakkındaki bilgiler de onun bu alanlardaki geniş bilgi birikimini göstermektedir.

Sûzenî, Am’ak-i Buhârâyî (ö. 543/1148), Senâî-yi Gaznevî (ö. 525/1130), Enverî (ö. 583/1187), Emir Muizzî (ö. 520/1126), Edîb Sâbir (ö. 546/1151), Reşîduddîn-i Vatvât (ö. 573/1177) ve Nizâmî-yi Gencevî (ö. 619/1222)  gibi birtakım şairlerle aynı çağlarda yaşamış, çağdaşı bazı şairlerle de zaman zaman girdiği incitici ve kırıcı birtakım tartışmalarda bulunmuştur. Ancak hayatının sonlarına doğru diğer birçok şair gibi o da sivri dillilikten vazgeçmiş, hiciv ve eleştiriden el çekmiş, bu tutumundan pişman olduğunu da daha sonraki şiirlerinde dile getirmiş, daha sonraki zamanlar tövbe ederek vaaz ve öğüt konulu şiirler kaleme almıştır. Dizelerinde aralarında Senâî-yi Gaznevî gibi ünlü isimlerin de yer aldığı çağdaşı bazı şairleri de hicvetmiştir. Sûzenî, şiirlerinde hicivle birlikte alaycı ifadeler ve sövgülere de yer vermiş, bu konuda  aşırı gitmiş ve sınırları da epeyce aşmıştır.

Şairlik tarzı bakımından son derece önemli bir kişilik olan Sûzenî-yi Semerkandî’nin, şiirlerinin önemli bir kısmı kaside türündedir. Özellikle birtakım hükümdarlar, emirler ve vezirlerin övgülerini konu alan bu tür şiirleri güçlü, akıcı ve sadedir. Ancak musammatları ve rübaileri, gazelleri gibi çok güçlü ve derinlikli değildir. Örneğin şiirlerindeki ifadelerin gücü Rudekî-yi Semerkandî (ö. 329/940) ve Ferruhî-yi Sîstânî’nin (ö. 429/1037) gazelleri derecesine erişemez. Genel bir değerlendirmeyle orta düzeyli Fars şairleri arasında yer almakta olan Sûzenî, daha çok Unsurî (ö. 431/1039) ve Ferruhî gibi ünlülerin tarzlarını takip etmiş, ancak şiir kalitesinde onların seviyesine erişememiştir.

Dizelerinde yer verdiği ifadeler ve işlediği temalar açısından bakıldığında daha çok hicivci ve inciten sözleriyle öne çıkmış şairlerden olan Sûzenî-yi Semerkandî, hiciv dalında özgün kavramlar ve mazmunlar da türetmiş, duygularını dile getirmek için en ince ve zor anlamlı kelime ve kavramları kullanmaktan da kaçınmamıştır. Şiirlerinde kullandığı dil kolay açık ve anlaşılır ifadelerden oluşur.

Şairin Divan‘ının yazma nüshaları değişik kütüphanelerde bulunmaktadır. Daha önce Meliküşşuara Bahar tarafından yayınlanan divanın, sonraki dönemlerde Nâsıruddîn Şâh Huseynî tarafından değişik nüshaların karşılaştırılmasıyla hazırlanan tenkitli metni 1338 hş. yılında Tahran’da yayınlanmıştır.

 

BİBLİYOGRAFYA

Avfî, Muhammed, Lubabu’l-elbâb, II, 678-685.

De Blois, F. C., “Sūzanī”, The Encyclopaedia of İslam, Leiden 1997, IX, 916.

Dihhudâ, Alî Ekber, Luğatnâme-yi Dihhudâ, Tahran 1346 hş., XXIX.

Dîvân-i Hekîm Sûzenî-yi Semerkandî, (nşr. Nâsiruddîn-i Şâh Huseynî), Tahran 1338 hş.

Ethé, Hermann, Târîh-i Edebiyyât-i Fârsî (trc. Sâdık Rızâzâde-yi Şafak), Tahran 2536 şş., s. 117-118.

Furûzânfer, Bedîuzzamân, Sohen u Sohenverân, Tahran 1369 hş., II, 315-322.

Hidâyet Rızâ Kulî Hân, Mecma‘u’l-fusahâ (nşr. Mezâhir-i Musaffâ) Tahran 1340 hş., II, 703-708.

Komisyon, Dânişnâme-yi Edeb-i Fârsî, Tahran 1375-1378, I- (Âsyâ-yi Merkezî), s. 498.

Mu’în, Muhammed, Ferheng-i Fârsî, Tahran 1368 hş. 

Rypka, Jan, History of Iranian Literature, Dordrecht 1956, s. 214-215.

Safâ, Zebîhullâh, Târîh-i Edebiyyât Der Îrân, Tahran 1371 hş., II, 622-623.

Storey, C. A., Persian Literature, London 1994, V/2, 546-550.

Zerrînkûb, Abdulhuseyn, Ez Guzeşte-yi Edebî-yi Îrân, Tahran 1375 hş., s. 293-294.

Zerrînkûb, Abdulhuseyn, Nakd-i Edebî, Tahran 1373 hş., s. 217.

Zerrînkûb, Abdulhuseyn, Seyrî Der Şi‘r-i Fârsî, 1375 hş., s. 50-52.

Yorumlarınız