All for Joomla All for Webmasters

RÜSTEM-İ ZÂL

 

İran millî kahramanlık anlatılarının en ünlü karakteri. Bazen adıyla birlikte bir nitelemesi ya da lakabı olarak kullanılan “Tehemten” ile de adlandırılır. “Rüstem” sözcüğü, “reuze” ve “tehem” kelimelerinden oluşmuş bir bileşiktir. “Tehem”; Avestâ ve Eski Farsça’da; “Taxma” şekliyle: “cesur” ve “kahraman” anlamındadır.[1] Rüstem, altı yüz yıl yaşamıştır. Eski İran’da egemenlik sürmüş ünlü hükümdarlardan Keykubâd, Keykâvûs ve Keyhusrev dönemlerinin dünya kahramanıdır. Her üç hükümdarın egemenliğinin de, en büyük dayanağı onun varlığıydı. Akıllılığı ile cesaretini birleştirerek ünlü kişiliğini elde etmiş olan[2] Rüstem, Pehlevî edebiyatında “Rostahm” ve “Rostethem” şekilleriyle de bilinir. “Rüstem” kelimesi, Fars edebiyatında onun lakabı olarak bilinen “uzun boylu”, “iri yapılı” ve “güçlü” anlamlarındaki “Tehemten” sözcüğüyle eş anlamlıdır.[3] Avestâ’da adı yer almayan Rüstem ve adı etrafında çeşitli dönemlerde değişik kişiler tarafından kaleme alınan efsanelerin kaynağı hakkında birtakım tespitlerde bulunmak da İran mitoloji ve hikaye tarihinin en zor konuları arasında yer alır. Bu isim bazılarınca Gerşâsb’ın lakaplarından biridir ve buradan hareketle Rüstem, Gerşâsb’ın kendisidir. Ancak Nöldeke ve Christensen Bu iki isim arasında bir ilgi bulunmadığı kanısındadırlar. Tarihî verilerden anlaşıldığı kadarıyla Rüstem, Eşkânî ileri gelenleri ve kahramanlarından biridir. Millî efsanelere girmesiyle birlikte millî bir kahramana dönüşmüş ve kendisine birtakım olağanüstü efsanevî özellikler verilmiştir. [4]

Dünya pehlivanı Rüstem, yine İran millî kahramanı ak saçlı Zâl’ın, Kâbul hükümdarının kızı Rûdâbe ile evliliğinden dünyaya gelmiştir. Annesi, Rûdâbe; dedesi, Sâm; karısının adı Tehmîne ve kızının adı da Bânûgoşesb’tir.[5] Onun doğumu da, yaşantısı gibi olağanüstü, efsanevî ve şaşırtıcıdır. Her şeye çare bulan Sîmorğ’un yardımıyla dünyaya gelmiş ve hızla büyüyüp gelişerek kısa süre sonra yiğitlere yaraşır bir vücut yapısına ve güce kavuşmuş, kısa sürede yaşıtlarından daha hızlı bir şekilde büyümüştür. Hayatının tamamı, başarılarla dolu ve özgürlükler içerisinde Zâbulistân’da geçen Rüstem, İran krallarının, özellikle savaşlarda sıkıntıya düştükleri anlarda yardımlarına koşmuş ve onları sıkıntıdan uzaklaştırmış, her defasında İran halkını kesin tehlikelerden kurtarmıştır. Rüstem Hefthân’ı geçtikten sonra Dîv-i Sepîd: Beyaz Dev ile savaştı. Sonra, Bîjen’i Efrâsyâb’ın kuyusundan kurtardı. Ehrimen yaratılışlı Efrâsyâb’dan Siyâveş’in intikamını aldı. Eşkebûs’u öldürdü. Bilmeyerek oğlu Sohrâb’ın bağrını parçaladı. Nihayet ömrünün sonlarına doğru mağrur şehzade İsfendiyâr, Goştâsp’ın hileleriyle onun elinde can verdi. Bu maceralardan sonra, artık Rüstem’in boğazından tatlı bir lokma geçmedi. Sonunda üvey kardeşi Şeğâd’ın hileleriyle bir kuyuya düşürülerek atı Rahş ile birlikte öldürüldü. [6] 

İslâm sonrası dönem İran kültüründe, Rüstem tartışmasız olarak İslâm öncesi İran ve mitolojik İran tarihinin rivayetleriyle efsanelerindeki en ünlü ve en etkili efsanevî kahraman olarak yerini almış, Fars kültürü ve edebiyatında önemli, bir o kadar da özgün bir konum elde etmiştir. İran millî kahramanlık hikayelerinde yer alan bütün kahramanların özelliklerini kendisinde toplayan bir kişiliktir. Yedi yüz batman ağırlığındaki gürzü, çok güçlü kemendi, yıldırım hızındaki atı Rahş ve hiçbir darbeden etkilenmeyen zırhı ona Fars kültürü, tarihi ve edebiyatında millî bir kahraman unvanı ve imajı kazandırmıştır. O  her zaman halkla iç içe yaşamıştır. Yaşadığı dönemden sonra kaleme alınmış, tarihî, efsanevî her eserde yer almış, Fars geleneklerinde kahramanlığı, cesareti, korkusuzluğu, yardımseverliği gibi güzel davranışlarıyla bir dünya kahramanı olarak simgeleşmiştir. Bir bakıma İran kültür ve tarihinde kahramanlık ve cesaret onun adıyla yoğrulmuş, Rüstem adı hep bu kelimelerle yan yana anılmıştır. [7]

Şâhnâme ve diğer Farsça metinlerde Rüstem adı; Rustem-i Pehlevân, Rustem-i Pîlten, Rustem-i Tîzçeng, Rustem-i Cengcû, Rustem-i Dîvbend, Rustem-i Zâl, Rustem-i Zâbûlî, Rustem-i Zâvulî, Rustem-i Dâstân, Rustem-i Serfirâz, Rustem-i Sevâr, Rustem-i Şîrdil, Rustem-i Şîrmerd, Rustem-i Kînehâh, Rustem-i Nâmver, Rustem-i Nâmdâr… vb. nitelemelerle geçer. [8]

Fars edebiyatında birçok efsanenin temel karakteri olan Sîmorğ’un Rüstem’in hayatında çok önemli bir yeri vardır. Simorğ, Rüstem’in babası ünlü İranlı kahraman Zâl’ı yaşadığı dağda bulmuş, onu beslemiş ve büyütmüştür. Zâl, Sîmorğ’dan ayrılacağı zaman bir tüyünü kendisine vererek ihtiyacı anında onu ateşe attığında haberin kendisine ulaşacağını ve yardımına yetişeceğini söylemiş. Rüstem’in doğumu yaklaşıp da, Rûdâbe büyük sıkıntılarla yüz yüze geldiğinde Sîmorğ’un dediğini yapmış ve onun yardımlarıyla Rûdâbe’nin karnını yararak Rüstem’i dünyaya getirmişlerdir. Sîmorğ, sadece Zâl’a değil Rüstem’e de yardımlarda bulunmuş; Rüstem, İsfendiyâr ile savaşında ağır yaralanınca yine ondan yardım istenmiş, o gelerek Rüstem ile atı Rahş’ı iyileştirmiştir. [9]

Öte yandan İranlı ünlü kahraman Sohrâb, Rüstem ile Semengân hükümdarının kızı Tehmîne aşkının meyvesi olarak Semengân’da dünyaya gelmiştir. Efrâsyâb, onun Rüstem’in oğlu olduğunu bilmesine rağmen baba-oğlun birbirlerini tanımamalarını ve Rüstem’in Sohrâb’ın eliyle öldürülmesini, sonra da oğlunu öldürmeyi ve böylece ikisinden de kurtulmayı hedeflemektedir. Savaş sonunda, Rüstem bilmeden oğlunu yaralamış, yaraladığı kişinin oğlu olduğunu anladığından “nûşdârû” adıyla bilinen ilacı getirmesi için Gûderz’i Kâvûs’a göndermiş, o, bu ilacı vermeyince, kızarak kendisi gitmiş, ancak bu defa da, o yoldayken Sohrâb ölmüş, Rüstem oğlunun naşını alarak Sîstân’a götürmüştür. “Sohrâb’ın ölümünden sonra nûşdârû” sözü buradan gelmektedir. [10]

Şâhnâme’ye göre; kahinler, İran’da doğacak bir çocuğun büyüdüğünde Sîstân ve bütün İran’ı alt üst edeceği, Sâm ailesinin sonunun bu çocuğun elinde olduğu, onun, insanların huzur ve rahatını bozacağı şeklinde yorumlar yapmışlardır.[11] Bu çocuk, Rüstem’in üvey kardeşi Şeğâd’tır. Şeğâd, kardeşi Rüstem’i aldatıp hileyle atı Rahş ile birlikte bir kuyuda kurduğu tuzağa düşürerek öldürmüş, kendisi de Rüstem’in son anda attığı bir ok ile ölmüştür.[12]

Rüstem’in annesi Rûdâbe, Kâbîl padişahı Mihrâb’ın kızıdır. Rûdâbe’nin Zâl ile olan aşkı, Şâhnâme’nin en güzel lirik hikayelerinden birine konu ve dillere destan olmuştur. Rûdâbe, uzun mücadeleler ve bir dizi ilginç serüvenden sonra Zâl ile evlenebilmiş ve Rüstem bu evlilikten dünyaya gelmiştir. Rûdâbe, Şâhnâme’nin iffet ve namusuyla öne çıkan, bu özellikleriyle ün kazanan kadın kahramanlarından biridir. Özellikle İran tarihinin en büyük kahramanı Rüstem’i dünyaya getirmesi ve onun annesi olması, kendisini çok anlamlı bir üne kavuşturmuştur. Çok uzun bir hayat yaşayan Rûdâbe, oğlu Rüstem’in ölümünden sonra çöllere düşmüş ve aklını kaybetmiştir.[13]

Rüstem’in karısı, Semengân hükümdarının kızı Tehmîne, Sohrâb’ın annesidir.[14] Tehmîne’nin serüveni, Şâhnâme’de Rüstem ve Sohrâb hikayesiyle bağlantılı bir şekilde lirik bir tarzda başlamakta, savaşa dönüşmüş şekliyle trajik olarak sona ermektedir.

Rüstem’in muhteşem özellikleriyle insanları hayrete düşüren, ilginç sıfatlarla nitelenen atının adı da Rahş’tır. Şâhnâme’ye göre, çok sayıda at sürülerinin içinden uzun araştırmalar sonucunda seçilerek bulunmuş, Rüstem’in ömrü kadar uzun bir ömrü olmuştur. Şâhnâme’de, bu at, çok ilginç ve şaşırtıcı nitelikleriyle anlatılmıştır.[15] Önemli ölçüde klasik Fars gelenekleri ve İran mitolojisi kökenlerine dayanan ve bunların yoğun etkisinde kalmış olan Fars tasavvuf edebiyatında Rahş, birtakım yüce anlamlar yaratmada ve yüksek tasavvufi düşünceler üretmede önemli bir araç olarak kabul edilmiştir. [16]

Eski İran’a ait mitolojik rivayetler daha sonraki dönemlerde tasavvuf edebiyatında da yaygınlaşmış, özellikle peygamberler ile ilgili anlatımlarda ve bazen de İran mitolojik rivayetleriyle ilgili hikayelerde önemli ölçülerde yer almıştır. Örneğin mutasavvıf şairler, Rüstem ile Dîv-i Sepîd: Beyaz Dev hikayesindeki içerikten hareketle birtakım yorumlar yapmışlardır. Bu hikayedeki tiplemelerle, kişinin/sâlik nefs-i emmâresini yenilgiye uğratıp egemenliği altına alması arasında bağlantı kurarak yorumlama yoluna giden ilk şair Senâî-yi Ğaznevî’dir. Senâî, Rüstem ile Beyaz Dev arasındaki mücadeleyi tasavvufî bir alana çekmiş, mistik anlamlar yükleyerek değişik bir boyutta yorumlamıştır. [17] Bu tarz yorumlamalar ve farklı telmîhler, sûfî şairlerin dizerinde bolca görülmektedir. Ancak tasavvuf konulu mesnevilerde ağırlıklı telmîhler şiirin içerisinde açıklanarak anlatılırken, yine tasavvufî gazellerde üstü kapalı kalmaktadır. Bu şiirlerde egemen tema: peygamber kıssaları ve Samî kökenli rivayetlerdedir. olayla bir şekilde ilişkilendirilmektedir.

Avestâ ve Avestâ ile ilgili kaleme alınmış eserler, Pehlevî dilindeki kaynaklar ve İran mitolojisi konusundaki diğer araştırmalardan elde edilen verilere göre, eski İran’da kahramanlık hikayelerinin geçmişi, bu milletin tarih öncesi devirlerine kadar uzanmaktadır. Avestâ ve Şâhnâme’deki Gerşâsp ve Rüstem gibi kahramanların birçok özellikleri Hint-İran medeniyetinin ortak eski tanrılarından olan Indra’nın özellikleriyle aynıdır. Sanskrit edebiyatından geriye kalan ve Şâhnâme’deki Rüstem’e uyarlanan hikayelerden ortaya çıkan şekliyle Indra’nın alışılmadık ve olağanüstü bir şekilde dünyaya geldiği gibi Rüstem de aynı şekilde doğmuştur. Indra’nın daha çocuklukta güneşi eliyle harekete geçirmesindeki gücü Rüstem’de de görülmekte; o da, büyük cesurluklar göstermektedir. Tanrılar arasında Indra büyüklüğü ve çok fazla yemesiyle ile bilinirken kahramanlar arasında da Rüstem iri yapısıyla ve olağanüstü derecede fazla yemesiyle ün kazanmıştır. [18]

Rüstem’in kahramanlık özellikleri ve kişilik göstergelerine dikkat edildiğinde, bir çok yönüyle eski ünlü Hint-İran tanrılarından İndra’ya oldukça benzerken, bazı yönleriyle de bu antik çağlar tanrısının yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilir.[19] Rüstem’in baştan başa bütün hayatı, İranlılar için gurur verici savaşları, gösterdiği kahramanlıklar ve mücadeleler ile doludur. Özellikle Rüstem’in iyi adlılık ve özgürlük sembolü olarak yer aldığı Rüstem ve İsfendiyâr hikayesinde bu özellikler daha da belirgindir. Hayatının bütün evreleri kötülükler ve kötülük temsilcisi güçlerle mücadeleler ve savaşlarla geçmiştir. Rüstem ve Yunan mitolojisindeki Prometheus, her ikisi de, adaletsizliğe karşı direnmiş ve mücadele vermişlerdir. Rüstem, adaletsiz uygulamalarıyla tanınan Goştâsp ile, Prometheus de Zeus’un bitmek tükenmek bilmeyen bencil uygulamalarıyla savaşmaktaydı. [20]

Diğer taraftan Rüstem’in “Hefthân”ı içeriği açısından Herkül’ün “On iki Hân”ına benzemektedir. Rüstem adı, Avestâ‘da asla geçmemektedir. Pehlevî dilinde kaleme alınmış eserlerde de Rüstem adı “Rustehm” şekliyle nadir de olsa yer almaktadır. Buna karşın “Herkül” adı Yunan mitolojik kaynaklarında tanrılar soyundan gelen bir kahraman olarak temel rolü oynamaktadır.

Rüstem hakkında Şâhnâme dışında kalmış birtakım efsaneler de vardır. Bu efsaneler VI. Yüzyılda yaşamış, ancak adı bilinmeyen bir şair tarafından derlenmiş, Bunlar arasında en önemlilerinden biri de, Dâstân-i Kek Kûhzâd adıyla ün kazanmıştır. Eser, Sîstân ve Horâsân ravilerinin şifahî anlatımlarından derlenerek oluşturulmuştur. Yaklaşık 700 beyitten oluşan Dâstân-i Kek Kûhzâd, teknik terimleri ve terkipleriyle de dikkat çeker.[21] Eser Şâhnâme ile birlikte birkaç kez yayınlanmıştır. Rüstem’i konu alan hikayelerden biri de Dâstân-i Şebreng adlı efsanedir. Eserin içeriği, Rüstem ile başta Dîv-i Sepîd’in oğlu Şebreng olmak üzere diğer bütün Mâzenderân devlerin savaşlarından oluşmaktadır. Bu manzumenin yazılış tarihi, Moğollar öncesi döneme büyük bir ihtimalle VI./XII. yüzyıla rastlamaktadır. [22]

Meşrutiyet döneminin ünlü şair ve yazarlarından Melikuşşuarâ Bahâr, Rustemnâme adlı bir kasidesinde, Rüstem’in gerçek macerasından ilham alarak mizah karışık hayalî bir manzume kaleme almıştır. Ölümsüzlüğünden ve insan üstü mitolojik yapısıyla özelliklerinden esinlenerek onu XX. yüzyılda yeniden canlandırmış ve yaşadığı çağın toplumlarında gördüğü birçok çarpıklığı ve alışkanlıkları alaya almıştır. [23]

 

 

BİBLİYOGRAFYA

Afîfî, Rahîm, Esâtîr ve Ferheng-i Îrân Der Niviştehâ-yi Pehlevî, Tahran 1374 hş.,

Bahâr, Costârî Çend Der Ferheng-i Îrân, Tahran 1382 hş.

Brujin, J.T.P., De, “Rustem”, The Encyclopaedia of Islam/EI2 (Ing), VIIII.

Dihhudâ, Alî Ekber, Luğatnâme-yi Dihhudâ, Tahran 1346 hş., “Rustem”, XXV.

Firdevsî, Ebu’l-Kâsım, Şâhnâme (nşr. Mohl, Julius), Tahran 1377 hş.

Hurremşâhî, Bahâuddîn, Hâfıznâme, Tahran 1372 hş.

Kezzâzî, Mîr Celâluddîn, Nâme-yi Bâstân, Tahran 1381 hş.

Mâzenderânî, Huseyn Şehîdî, Ferheng-i Şâhnâme/Nâm-i Kesân ve Câyhâ, Tahran 1377 hş.

Mu’în, Muhammed, Ferheng-i Fârsî, Tahran 1375 hş., “Rustem”, V.

Muhammed Pâdişâh, Ferheng-i Câmi-‘i Fârsî/Ânendrâc (nşr. Muhammed-i Debîrsîyâkî), Tahran 1335 hş.

Oşîderî, Cihângîr, Dânişnâme-yi Mezdiyesnâ, Tahran 1371 hş.

Rezmcû, Huseyn, Kalemrov-i Edebiyyât-i Hamâsi-yi Îrân, Tahran 1381 hş.

Sâdıkî, Ferîdûn, “Rüstem”, Dânişnâme-yi Edeb-i Fârsî (ed. Hasan-i Enûşe), Tahran 1375 hş.

Safâ, Zebîhullâh, Hemâseserâyî Der Îrân, Tahran 1367 hş.

Şemîsâ, Sîrûs, Ferheng-i İşârât-i Edebiyyât-i Farsî, Tahran 1375 hş.

Şemîsâ, Sîrûs, Ferheng-i Telmîhât, Tahran 1375 hş.

Vahîdî, Huseyn, “Sîmorğ, Morğ-i Fermânrevâ”, Hestî, I/3, Tahran 1372 hş.

Yâhakkî, Muhammed Ca’fer, Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr ve İşârât-i Dâstânî der Edebiyyât-i Fârsî, Tahran 1375 hş.

Zumurrudî, Humeyrâ, Nakd-i Tatbîkî-yi Edyân ve Esâtîr Der Şâhnâme-yi Firdevsî, Hamse-yi Nizâmî ve Mantıku’t-tayr, Tahran 1382 hş.

[1] Hurremşâhî, Bahâuddîn, Hâfıznâme, Tahran 1372 hş., II, 1203; Şemîsâ, Sîrûs, Ferheng-i İşârât-i Edebiyyât-i Farsî, Tahran 1375 hş., s. 292; Mâzenderânî, Huseyn Şehîdî, Ferheng-i Şâhnâme/Nâm-i Kesân ve Câyhâ, Tahran 1377 hş., s. 239; Brujin, J.T.P., De, “Rustem”, EI2 (Ing), VIIII, 636.

[2] Hurremşâhî, Hâfıznâme, II, 1203; Mu’în, Muhammed, Ferheng-i Fârsî, Tahran 1375 hş., “Rustem”, V, 589.

[3] Yâhakkî, Muhammed Ca’fer, Ferheng-i Esâtîr ve İşârât-i Dâstânî der Edebiyyât-i Fârsî, Tahran 1375 hş., s. 213; Oşîderî, Cihângîr, Dânişnâme-yi Mezdiyesnâ, Tahran 1371 hş., s. 295; Afîfî, Rahîm, Esâtîr ve Ferheng-i Îrân Der Niviştehâ-yi Pehlevî, Tahran 1374 hş., s. 529; Kezzâzî, Mîr Celâluddîn, Nâme-yi Bâstân, Tahran 1381 hş., I, 449; Sâdıkî, Ferîdûn, “Rüstem”, Dânişnâme-yi Edeb-i Fârsî (ed. Hasan-i Enûşe), Tahran 1375 hş., I, 422; Dihhudâ, Alî Ekber, Luğatnâme-yi Dihhudâ, Tahran 1346 hş., “Rustem”, XXV, 400; Şemîsâ, Telmîhât, s. 292-296.

 [4] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 213; Mâzenderânî, Ferheng, s. 347; Afîfî, Esâtîr, s. 529-530; Sâdıkî, Ferîdûn, “ Rustem”, Dânişnâme, I, 422; Brujin, J.T.P., De, “Rustem”, EI2 (Ing), VIIII, 636.

[5] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 214; Şemîsâ, Telmîhât, s. 292.

[6] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 214; Şemîsâ, Telmîhât, s. 293; Sâdıkî, Ferîdûn, “Rustem”, Dânişnâme, I, 422-423; Rezmcû, Huseyn, Kalemrov-i Edebiyyât-i Hamâsi-yi Îrân, Tahran 1381 hş., II, 253-256; Luğatnâme, “Rustem”, XXV, 400; Brujin, J.T.P., De, “Rustem”, EI2 (Ing), VIIII, 637.

[7] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 214.

[8] Luğatnâme, “Rustem”, XXV, 400.

[9] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 267; Oşîderî, Dânişnâme, s. 315; Berzger, H.-Sâdıkî, F., “Sîmorğ”, Dânişnâme, I, 513; Vahîdî, Huseyn, “Sîmorğ, Morğ-i Fermânrevâ”, Hestî, I/3 (Tahran 1372 hş.), s. 92-95; Zumurrudî, Humeyrâ, Nakd-i Tatbîkî-yi Edyân ve Esâtîr Der Şâhnâme-yi Firdevsî, Hamse-yi Nizâmî ve Mantıku’t-tayr, Tahran 1382 hş., s. 220.

[10] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 261; Mâzenderânî, Ferheng, s. 418.

[11] Firdevsî, Ebu’l-Kâsım, Şâhnâme (nşr. Mohl, Julius), Tahran 1377 hş., II, 906.

[12] Luğatnâme, “Şeğâd”, XXXI, 414.

[13] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 218; Mâzenderânî, Ferheng, s. 348-349; Rezmcû, Edebiyyât-i Hamâsî, II, 250; Luğatnâme, “Rûdâbe”, XXVI, 111.

[14] Mâzenderânî, Ferheng, s. 239; Sâdıkî, Ferîdûn, “Tehmîne”. Dânişnâme, I, 312; Muhammed Pâdişâh, Ferheng-i Câmi-‘i Fârsî/Ânendrâc (nşr. Muhammed-i Debîrsîyâkî), Tahran 1335 hş., “Tehmîne”, II, 1244.

[15] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 210; Oşîderî, Dânişnâme, s. 294; Mâzenderânî, Ferheng, s. 346; Berzger, H.-Sâdıkî, F., “Rahş”, Dânişnâme, I, 418.

[16] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 211.

[17] Brujin, J.T.P., De, “Rustem”, EI2 (Ing), VIIII, 637.

[18] Bahâr, Costârî Çend Der Ferheng-i Îrân, s. 36-37.

[19] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 214.

[20] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 214; Rezmcû, Edebiyyât-i Hamâsî, II, 255-256.

[21] Safâ, Hemâseserâyî, s. 318, 322; Rezmcû, Edebiyyât-i Hamâsî, I, 130.

[22] Safâ, Hemâseserâyî, s. 323; Rezmcû, Edebiyyât-i Hamâsî, I, 129.

[23] Yâhakkî, Ferheng-i Esâtîr, s. 215.

Yorumlarınız