Haberler

Şiirin ipek dokumacısı, bilge kadın: Pervîn-i İtisâmî

Şiirin ipek dokumacısı, bilge kadın: Pervîn-i İtisâmî

 

“Çok ünlüydün sen ey ruh!

Bir ışıktın sen, düşüncenin ateşi söndürdü seni

Nasıldın bundan önce? Şimdi nasıl oldun sen?

Her şey yüzünün aynasıydı senin

Resmini gördün aynada ve tutkunu oldun sen!”

 

Tutkunu olduğumuz neydi bizim? Ne oldu? Suretin gölgesine düştük… Aynaya baktığımızda sureti gördük, dünyayı, modern kötümserliğimizi… Neyi talep ettik? İçsel hakikatimizi mi, yoksa geçip gitmekte olanı mı?

 

Bu soruların bizdeki dolayımlı seyrinde, kendi cevabımızı belki de Pervîn’in Divan’ında buluruz… Hz. Mevlâna’nın Divân-ı Kebîr’inde, “Kendimi görmem için bir ayna cilâlıyor bana…” dediği gibi Pervîn de şiiriyle halimizi, yönelimlerimizi tüm açıklığıyla görmemizi sağlıyor. O şiirleriyle bir ayna cilâlıyor: “Şiirim, aynası bütün yaptıklarının senin / Doğru sözden başka şey göstermez ayna”, “Bakma görünen renklerine sayfalarımızın bizim / Bin mananın en güzel tercümanlarıyız biz”

 

Dergâh Yayınları tarafından Prof. Dr. Nimet Yıldırım’ın şiirin tüm inceliklerini gözettiği kıymetli çevirisiyle dilimize kazandırılan Pervîn-i İtisâmî Divanı, birinci bölümü Kasideler, Kıtalar, Gazeller, ikinci bölümü Terkibvareler, üçüncü bölümü ise Mesneviler’den oluşan bir eserdir.

 

Çağdaş İran edebiyatının bilge kadın şairi Pervîn-i İtisâmî (1907-1941), modern dünyaya, anlamın ‘kadîm’ sesiyle seslenir. Şiirin üzerindeki örtüyü rahşan olan ruhu ile açar. Onun şiirleri, incelikli duyarlılığın, bütünsel-öğretici bir duyuşun, içlemli estetik temsilleridir.

Şiirin bir hâl dili olduğunu hissettirir bize… Düşünce ve hissin, abartılı soyutlamalar yerine sade ve dürüst bir dille ifade bulduğu sözlerinde, sosyal ve etik açıdan sahici bir yenilik arayışının izlerini bulmak zor değildir: “Sadelik, temizlik, sakınganlık, tek tek mücevher gibiler / Işıldayan mücevher sadece ocaktan çıkan mücevher değildi”.

 

Şiirleri, toplum-din-tabiat-alem-insan izlekleri çerçevesinde, okuyucuya, anlamın içinde sırlanmış hikmet ve marifet kapısını açar. İnsanların zamansal ve anlamsal farklı dünyalarında, hakikatin, aslında kişinin kendi aslında tezahür ettiğini ifade eder: “Olma zaman gibi asla; bir an kalıcı olmadı! / Olma dünya gibi asla; bir an kararı olmadı!” Pervîn bu zaman ve dünya içleminde, “korkusuz zamanın huysuzluğundan” üzüntüye kapılmamamızı ister.

 

Sözü edilmeyenin nerede olduğuna işaret ederek umut ile umutsuzluğu, çamur ile toprağı konuşturur. İpek tezgahına oturtur bizi, bir örgücünün nağmesini işittirir. Sanat ve bilgi ipeği ile kuşanmayı öğütler.

 

Anlam ancak ona talip olana açılır. Sahici olanı hakikatli kalpler işitir: “Topluluğun mecaz olduğu yerde / Ne anlamı olur gerçek sözün?” Pervîn, kalbinde anlam arayışı olan, iyi ve erdemli olanla dost olmanın gerekliliğinden, kişiyi kendi iç halinden haberdar edebilecek, başka bir deyişle ona ayna olabilecek iyi dostların varlığının öneminden bahseder. Her iyi görünümlüyü iyi vasıflı sanmamamızı öğütler:

 

“Temiz kalplilerle sabah akşam birlikte olanın

Gizem ışıltılarıyla pırıl pırıl yüreği var

 

Sakınganlık temiz niyetle olur, temiz elbiseyle değil

Nice kirli yüreklilerin tertemiz elbiseleri var”

 

Kişi önce kendine vaiz olmalıdır. Kendine yönelmiş kişi hakikatin öz manasına yönelmiştir. Öz mana ise ‘bir’ oluşun sırrı ile açılır:

 

“Vaiziz, ancak kendimiz için değil

Başkaları için minberdeyiz biz!

 

Kendi apaçık kusurlarımızdan yok haberimiz

Kusur perdelerini insanların parçalıyoruz biz!”

 

İnsan kendi kendini ‘suret’e aldanış çaresizliği içine düşürür. Bu hal kendi içindeki latif ruhu görememesine neden olur ve yolunu berrak eyleyecek, kalbinin görüşünü açacak ışığın, kendisinden çok uzakta olduğunu düşünür. İnsan kendi düşüncesinde, kendi karanlık meskenini inşa eder. Ve o mesken içinde sonsuz bir umutsuzluk içine düşer. Hiçbir şeyin iyi gitmeyeceği düşüncesi onu tutsak eder. Pervîn, insanın lütuf tecellilerini görebilmesini ister, içinde sırlanmış kalbin ışığının var olduğuna pek çok şiirinde işaret eder:

 

“Canın ışıltılı kandilini ten kalesinde gizleme”

 

“Neden her uçurumda at sürmek gereksin ki?”

 

“Yerin altında ne zamana kadar yaşayacaksın”

 

“Bu tehlikeli yolun gecesinde sakın / Mehtap umuduyla yola mumsuz çıkma! / Ne zamana dek ve nasıl bu karanlık toprak ten / Can güneşinin çehresinde bulut olacak?”

 

“Neden böyle solgun olunmalı? / Neden hayatın sabahında ölü olmak? / Görürsün eğer çıkarsan bir gün / Görürsün evreni aydınlatan güneşin tecellilerini”

 

“İğnenin cefasını çekmeyen bir kumaş / Boşuna tenle birlikte olma sevdasındadır!”

 

“Şöyle şarkı söylüyordu oduncu ovada: Diken çekmekle düşmez değeri insanın”

 

Pervîn, tam bir teslimiyet hali içindeki kâmil insanı dünya gamının yenemeyeceğini ifade etmiş ve imanlı insanın özünde saklı olan görkemini görmesini istemiştir.

 

Pervîn, halini erdemli bir çizgide daim eylemiş, dostları, ‘aşk’, ‘özlem’ ve ‘ah’ imiş… O belki de şiirleriyle “iyi sonluluğun müjdesini” vermişti… Varlık gününde yokluğa hazır bir yüce gönüllülükle şiirini de hazır etmiş kendi mezar taşına:

 

“Yastığı bu kara taş olan kişi

Şiir göğünün yıldızı Pervîn’dir.

Ne mutlu bu sıkıntılar yurdunda

Bir yüreğe esenlikler sunana!”

Gizem Özlem Barlas

 

Yazının Orijinal linki için tıklayınız.